9 Mart 2010 Salı

KIZLAR SİVRİSİ - KKB KIŞ TIRMANIŞI / {NNW} WINTER CLIMB



28.02.2010 tarihli Antalya Hash House Harriers'ın 438. koşusunda sevgili ağabeyim İlter "Flying G" GÜVENDİK ile yapmış olduğumuz kısa bir diyalog sonrasında ortaklaşa 04.03.2010 tarihinde yola çıkmak üzere karar verdiğimiz Akdağ/Kızlar Sivrisi (Türkiye'yi Ankara'dan itibaren Kuzeyden Güneye doğru böldüğümüzü varsayarsak Batı'da kalan en yüksek dağ) tırmanışımızı 06.03.2010 tarihine erteledik. 05.03.2010 tarihinde buluşarak yaklaşık 2,5 saatlik kısa bir ön çalışma yaptık. Alınması gereken malzeme, kullanılması gereken ekipman ve yanımızda götürülmesi gereken yiyecek/içecek/giysiler konusunda detaylı bir liste yaptık. İlter ağabey TODOSK'dan edindiği izohipsleri gösteren haritası ile çıkacağımız rotayı kabaca çizdi. 06.03.2010'da saat 02.00'de buluşup yola çıkmak üzere ayrıldık.

Yanımda bulunması gereken malzeme/ekipman/yiyecek/içecek/giysileri kısaca şöyle sıraladı:


  • Kar gözlüğü/Güneş Gözlüğü
  • Balaklava/Boğazlık polar
  • Eldiven
  • Polar (3-4 adet)
  • İçlik+Pantalon+kar geçirmez dışlık
  • Yedek T-shirt/pantalon/çorap/iç çamaşır
  • Krampona uygun bot
  • 3 adet sandviç (mayonez/ketçapsız - kaşar+salam)
  • 1,5 lt su
  • Enerji içeceği (1 lt gatorade)
  • Bar çikolata ( 3 adet snickers)
  • Kuru Kayısı+Fındık+Kuru Üzüm
  • Krampon
  • Kazma
  • Fener
  • Çakı
  • GPS
  • Saat (Barometreli)
  • Çakmak
  • Yürüme/tırmanış sopası
  • Tozluk
  • Kask

Kullanılması gereken ekipmanların hepsi bende bulunmadığı için sevgili büyüklerimden yardım istedim. İlk yardım elini uzatanlardan biri Ant
alya HHH'ın GM'i Necati "Doc" KOÇ oldu. Boreal Mountain Expedition marka (Ağrı Dağı'na çıkarken kullandığı) botlarını, bot spreyini ve Magellan GPS cihazını benimle paylaştı. Evinden ayrılırken sevgili ağabeyim Bülent "Blooming Guy" KUZU aradı ve elinde bulunan çanta, krampon, kazma ve tozluğunu bana verebileceğini iletti. Derhal bir taksiye atlayıp yanında aldım soluğu. İlter ağabey ile bu zorlu yolculuğa çıktığım için çok şanslı olduğumu belirtti. Gerçekten de bu İlter ağabeyin Kızlar sivrisine 9. çıkışıydı ancak hiç kimse belki kendisi de dahil olmak üzere bu rotadan çıkacağımız bilmiyordu.

6 Mart 2010 Cumartesi sabaha karşı saat 02.40'da Park Dedeman'ın yanındaki Taraftar Büfe'de buluştuk ve Elmalı'ya doğru yola koyulmaya başladık. Ancak ikimizde sadece 1,5 saat uyuyabilmiştik yine de arabada geçen hoş sohbetimiz gözümüze uyku sokmamıştı. Elmalı'ya yakın bir benzin istasyonunda mola vererek eksik kalan malzemelerimizi satın aldık ve yola devam ettik.

Karayolları Elmalı Bakımevi'ni arkamızda bırakır bırakmaz 300m sonra karşımıza çıkan Kaş-Finike Yolu, Korkuteli-Burdur sapaktan Kaş-Finike yoluna saparmış gibi yapıp doğuya doğru Büyük Söyle Köyü, Küçük Söyle Köyü Yoluna saptık. Yaklaşık 10-15 km devam ettikten sonra nihayet Söyle Köylerine vardık yaklaşık olarak 10 km daha yolumuz kalmıştı ve yükseldiğimizi yerde biriken karlardan görebiliyorduk. Nitekim karların yolu tamamen kapattığı noktaya kadar ilerlemeye karar vermiştik. Karla ilk zorlu karşılaşmamız 1914 metrede 36o37'43,64" K - 30o05'57,20" D kordinatlarında oldu yaklaşık 120 metre uzunluğunda yol boyunca uzanan karları bir çırpıda geçmiştik. Planımız (tabi karlar izin verirse) aracımızla 2500 metreye kadar çıkmaktı. Saat 05:30 olmuştu önümüzde Akdağın heybetli görüntüsü ve ay bizi adeta yanına çağırıyorlardı ancak bu kez 1936 metrede 36o37'29,04" K - 30o05'44,19" D koordinatlarında daha zorlu bir yolla karşılaşmıştık çünkü yolu kaplayan karlar buzlanmıştı ve aracımız hemen yanımızdaki uçuruma doğru bir anda kaymaya başlamıştı. İkimizde korktuğumuzu belli etmemeye çalışıyorduk (sonradan gelen itiraflarla). Saat 05.40'da aracımız 3 teker üstüne oturdu. Düşen tekerin altına destek için çevreden kaya parçaları toplamaya başladık. Zaman aleyhimize işliyordu ve aracın durumu da ciddiydi. Ancak hiç ümitsizliğe düşmedik. Sabır ve azimle tekerin altını adeta bir baraj duvarı örercesine hendekler kazıp içini doldurarak ördük. Ben ön tarafa geçip aracı itmeye, İlter ağabey ise vitesi bir ileri bir geri yapmak süretiyle gaza basmaya başladı. Saatimiz 07.30'u gösterinceye kadar 3 metre de olsa aracımızı geri çekebilmiştik ancak her geri çekişimizde aracın bir tekeri uçuruma kaymaya devam ediyordu ve biz de herseferinde aracın boşta kalan lastiğinin altını kayalarla desteklemeye devam ediyorduk.


Bu rutin aralıksız bir biç
imde saat 08.15 e kadar devam etti ve nihayetinde İlter Ağabeyin müthiş manevraları sayesinde aracı kurtarabildik. Derhal çantları hazırlamaya ve giyinmeye başladık. Güneşten korunmak için sevgili İlter ağabeyin verdiği 20 faktörlük dudak kremini burnumuza ve dudaklarımıza yedirdik.

















Sevgili İlter ağabeyin diji
tal kamerasının şarjının bitmesi canımızı birazcık olsun sıksa da benim eski yadigar ceptelefonum işimizi görmeye başlamıştı bile. Birer elma yiyerek zorlu yolculuğumuza saat 09.30'da başladık.


















Daha önce hiç bir dağcılık deneyimim olmasına rağmen sevgili İlter ağabeyin bana vermiş olduğu kısa eğitim ile yolculuğumuza ta ki çıkmaya karar verdiğimiz noktaya kadar devam ettik.





Çıkış verdiğimiz ilk mola 2404 mt saat 11.05, İlter ağabeyden kısa bilgiler...





...kısa molamız bittikten sonra tekrar yola koyuluyoruz ancak bu kez karşılaştığımız karlar diğleri gibi tekin değildi. Dağın batısında olduğumuz için güneş henüz buraya tüm gücüyle vurmamıştı bu da buzullaşma ihtimali arttırıyordu. Derhal kramponlarımızı giyerek yolumuza devam ettik.



Dağın Kuzey KuzeyBatı yamacına vardığımızda İlter ağabey Kuzeye daha fazla ilerlememiz halinde düşük bir ihtimalde olsa çığ düşebilmesi yada vadide bulunan karların altının boş olabileceğini belirtti. Bizde KKB'den tırmanmaya o anda karar verdik. Havanın soğumaya başlaması sonucunda üzerimize buşunan polarların üzerine kar geçirmez montlarımızı giyerek yola devam ettik.



Zirveye ulaşmadan önce 2800 metre'de bir mola daha verdikten sonra hiç durmadan tırmanmaya devam ettik. Verdiğimiz molada İlter ağabey yukardan kopup hızla aşağıya düşen büyük bir kaya parçası görmüş ancak ben o sırada mola yerine ulaşıncaya kadar önüme bakmaktan hiç bir şey göremedim. Çok kısa bir süre de olsa çıkışta liderliği alsam da dizlerimde hissettiğim ağrılar yüzünden İlter ağabeyi ancak takip eder olmuştum. Zirveye yaklaşık 100 mt kala yaklaşık 2950 metrede ise artık geri dönmek zorunda olduğumu çünkü dizlerimin beni daha fazla taşımadığını İlter ağabeye bildirdim. İşin garip kısmı üstbedenim de herhangibi bir yorgunluk hissetmiyordum ancak dizlerim çok zorlanıyordu. İlter ağabey hemen dönebileceğimizi söyledi ancak geldiğimiz dik yamaçtan aşağıya inme fikri beni herşeyden çok tedirgin ediyordu. Bu yüzden tıpkı bir çocuk gibi emekleyerek bir 50 metre daha çıktıktan sonra dizlerim sanırım dinlenmiş olacak yola ayaklarım üzerinde tekrar devam etmeye başladım. Zirveye yaklaşığımızda rüzgar hızını arttırmış ancak bize destek olmaktaydı. Adeta doğa bizim bir an önce zirveye ulaşmamızı istiyordu.



Saat 15.15'de zirveye ilk çıkan İlter ağabey olmuştu. Ben ise hiç acele etmeden, sabırla dikkatli bir biçimde kazmamı sertleşmiş donmuş karlara saplayıp güç alıyordum. Hatta karlar o kadar sertleşmişti ki sapladığım kazmayı yerinden çıkarmak gittikçe zorlaşıyordu.



Zirveye vardığımda ise göz yaşlarımı tutamadım. Bu insanlığın sanki doğaya karşı kazanmış olduğu bir zaferdi. Bu insanın yaşama olan aşkının tutkusuydu. Bu belkide ölümcül bir hastalığa yakalanmış bir insanın bir daha yaşama arzusuydu. Sabırla, azimle, güvenliği elden bırakmadan gerçekleştirilmiş bir başarı öyküsüydü. Bu anlatılamaz bir ifadeydi, hala da öyledir benim için... "İnsan İsteyince Herşeyi Yapabilir" sözünü işte o dakikada ezberime aldım. Evet gerçekten de insan birşeyi istedikten sonra onunda önünde batının en yüksek dağı bile duramıyor.



Zirve defterine birşeyler yazmak istediğimizde defterin olmadığını gördük. İlter ağabey her zamanki gibi hazırlıklıydı bu konuda da ve çantasından çıkiradığı minik bir bloknota birşeyler karaladıktan sonra bana verdi. Ancak adeta ellerim tutulmuştu yine de ben de birşeyler yazabildim.




Zaman hızla ilerliyordu ve bu seferde sis peşimizi bırakmıyordu. Bu kez gelmek isteyip de gelemediğimiz noktadan dönmeye karar verdik. Dağın kuzey yamacından yumuşak bir iniş yapmayı planlıyorduk ancak göz gözü görmüyordu ve kaybolma itimalimiz de giderek artıyordu. Sevgili ağabeyim Çetin "Badass" Özdemir'i arayarak hangi rotadan nasıl döndüğümüzü bildirdik ve tam o sıradan daha izleri taze olan 2 dağcının ayak izlerine rastladık. Onlar da aynı rotadan dönmüşlerdi. İzleri daha görebilediğimin için bu kez öne ben geçtim taki izler bir noktada kesilene kadar. İzlerin kesilmesinin sebebi karın olmadığı bölümden kramponsuz bir biçimde yolu izlemiş olmalarıydı. Bizde kramponlarımızı çıkararak yola devam etme kararı aldık. Ancak bu kez İlter ağabeyin ayaklarına kramp girmişti. Zaman aleyhimize işlerken Elmalının üzerinde yağmur bulutları birikiyordu.



Google earth'den ve haritalardan çok yumuşak gibi gözüken bu donmuş kayalardan oluşan iniş oldukça dik ve kaygandı. Hemen hemen ayağımızı koyduğumuz her taş, kaya yerinden hareket ediyor dengemizi bulmamıza engel oluyordu. Oysa ki bu parkuru hasher dostlarımızın en kolay çıkabileceği nokta olarak İlter ağabey belirlemişti. Bu keyfsiz ve dik kayalıkların bitiminde karşımıza 2-3 adet mezar çıktı, kısa bir moladan sonra tekrar kramponlarımızı giydik ve bir kez daha karların içinden inişe geçtik. İnişimiz daha hızlı ve daha kısa sürede daha çok yol kat ediyorduk. Ancak İlter ağabeyin dediği gibi dağcılıkta en çok kaza ve ölümler dönüş yolunda oluyordu. Bir an bile olsa dikkatsizliğe yer yoktu bu yüzden kazmamızı hiç elimizden bırakmadık. Ve yavaş yavaş tırmanmaya başladığımız noktaya yönelerek ilerlemeye devam ettik. Artık telefonlar susmuyordu. Arayan arayana. İlk soru "iyi misiniz ? " değili, "zirveyi gördünüz mü ? "idi. Akşam olmaya başlamış ve telefonunum şarjı bitmek üzereydi son fotoğrafımı çektim.



Artık karanlık iyice basmıştı ve GPS pillerini değiştirdiğimden arabanın yerini kestiremez olmuştuk. Gökyüzünde ise yıldızlar elimizi uzatsak sanki toplayacamız kadar yakın ve berraktı. Saat 19.00 olmuştu. Yine de bulunduğumuz yerden aşağıya inersek patika yolunu bulabileceğimizi biliyorduk ve de aynen öyle yaptık. Önce kuyuları bulduk sonra da patikayı. Araca yaklaştığımızı görebiliyorduk çünkü farlar dahil içerdeki ışıkları açık unutmuştuk. Bu kez de akünün bitmiş olabilme ihtimali geldi aklımıza. Neyseki araba sorunsuz olarak çalışmıştı ve saat 20.00'ı gösteriyordu. GPS'i kullanarak dönüş yolumuzu tayin ettik. Elmalıda bir benzin istasyonu bulana kadar hiç durmadık. Antalya'ya vardığımızda ise saat 23.00 olmuştu. Toplam 20 saat süren aralıksız bu macerayı sizlerle paylaşmamı sağlayan herkese sonsuz teşekkürler. İlter Ağabey iyi ki varsın...

Peki, biz ne yaptık? Nasıl bir rota izledik? Eminim pek çoğunuz kafanızda canlandıramıyorsunuz. Aşağıdaki resimlere baktığınızda kolaylıkla anlayacaksınız...




Dağhan "Speedos" ÇELİK


16 yorum:

  1. helal sizlere sevgili dostlarım.azimle .. duvarı deler dağhan. ilter abi ve seni petrik ediyorum...

    YanıtlaSil
  2. teşekkürler Cem ciğim :) sizlerle güçlüyüz...

    YanıtlaSil
  3. wauwwwwww. süpersiniz.. sizi tebrik ederim... darısı başımız artıkın ne diyelim. kafama takılansa tek bir soru. uyumadan onca enerjiyi nasıl sağladığınız. kendinize akü mü tatktırmıştınız.--irenç espri anlayışımı asla kaybetmem..:PP--
    ve ilter abi, senin rehberliğinde biz de işallah sözde kalmayan işler yapacağız.
    sevgiler. burcu 'lu...

    YanıtlaSil
  4. çok ilginç gerçekten de..belki de dağ havası..hiç yorgunluk hissetmiyor insan :D

    YanıtlaSil
  5. Süpersiniz, okurken bile içim ürperdi, özellikle araba maceranız çok heyecanlı.
    Sizi zirvenizden ve cesaretinizden ötürü kutluyorum.

    YanıtlaSil
  6. Bravo Dağhan'cığım, nice zirvelere artık :)

    YanıtlaSil
  7. Teşekkürler Kubilay ağabey iyi ki varsınız... Oğuzcum kısmetse bir daha beraber çıkarız İzmir'e gelince :D

    YanıtlaSil
  8. Dağhancım seninle gurur duyuyorum.Çok zorlu bir tırmanışı başardın.Defalarca tırmanmama rağmen bu rota her babayiğidin harcı değil.Bir dağın zirvesine farklı rotalardan ulaşabilirsin ancak ne kadar zorlu yolu seçersen alacağın haz o kadar büyük olur.tebrikler...SEVAL

    YanıtlaSil
  9. Çok teşekkür ederim İlter ağabey olmasaydı gerçekten de bunu başaramazdık.Gerçekten de normal yoldan çıksak bu kadar zevk alacağımı sanmıyorum :)

    YanıtlaSil
  10. kızlarsivrisi'nin çıktığımız rotasının dağın en dik yüzü olduğunu, yazın moloz taş-çarşak nedeniyle çıkılamadğını ancak kışın yüzeyin buzlanması nedeniyle krampon ve kazma ile çıkılabilir olduğunu belirtmek istiyorum.hep kazma sapını tutunmak için kullanırken zirveden önceki son 10-15m.de ancak kazma ucuyla tutunduğumuzu söylersem son çıkışın dikliğini sanırım anlatmış olurum. iyi işdi Dağhan tebrikler. önceki yıllarda zirveden aşağı çekilmiş birkaç fotoyu AH3'den gönderdim.

    YanıtlaSil
  11. Sevgili DAĞHAN, Olaya salt ' tırmanış 'açısından bakıldığında ,çok başarılısın.Hele 2 yıl önce , ayağından ,kopan Aşil tendonundan ameliyat olduğun dikkate alındığında , durum daha da önem kazanıyor.. BİR GÜN ....SENİ ÇOK SEVENLERİN GÖNÜL ZİRVELERİNE DE TIRMANIP..FETHETMEN ÜMİT VE DİLEĞİYLE!...

    YanıtlaSil
  12. Süpermiş kardeş! Sarı çıkış kırmızı iniş mi?

    YanıtlaSil
  13. kırmızı çıkış sarı iniş

    YanıtlaSil
  14. https://antalya.ktb.gov.tr/TR-67914/dogal-guzellikleri.html

    YanıtlaSil
  15. 15yıl önceki bu etkinlik o zaman için ilgi çekici idi, artık Kızlarsivrisi'ni dağcılık ile uğraşan herkes biliyor ama kışın kuzeybatı yüzdeki bu en dik rota hala ekstrem, geçen ay çok tecrübeli bir dağcı olan Fehmi Efe'nin aynı ortada ölümü bu durumu bir kez daha gösterdi.

    YanıtlaSil